Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2019 Pazar

Önce Sağlık: Glutensiz Ekmek Tarifi

Glutensiz ekmek


Glutensiz ekmek malzemeleri

  • 2 su bardağı glutensiz un
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 10 gr yaş maya
  • 2 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 1 su bardağı ılık su

Glutensiz ekmek nasıl yapılır

Glutensiz ekmek tarifi

Bütün malzemeler mikserin karıştırma kabına koyulur. Önce bir kaşık yardımıyla ön karıştırma yapılır daha sonra mikser ile pürüzsüz bir hamur elde edilinceye kadar karıştırılır. Elde edilen hamur önceden yağlanmış ekmek tavası veya kek kalıbına dökülür, üzeri elle düzgünleştirilir. Hamur sıcak bir yerde iki kat hacme ulaşana kadar yaklaşık 30 dakika bekletilir. Üzeri bir fıça yardımı ile nemlendirilir. Ekmeklerin daha parlak olması için ısıya dayanıklı küçük bir kaba su doldurulup fırının pişirme kısmının arkasına yerleştirilir. Önceden ısıtılmış 200 dereceye ayarlanmış fırında kapağı açılmadan yaklaşık 30-35 dakikapişirilir. Afiyet olsun.

Glutensiz ekmek yapılışı
Glutensiz ve mayasız ekmek

Glutensiz ve mayasız ekmek malzemeleri

  • Yarım litre süt
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 2 yumurta
  • 1 çay kaşığı şeker
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 yemek kaşığı sıvı yağ
  • 500 gr glutensiz un
  • 1 bardak ılık su

Glutensiz mayasız ekmek yapımı

Glutensiz mayasız ekmek tarifi

Süt, tuz, yumurta, şeker, sıvı yağ ve kabartma tozu iyice mikserle çırpılarak karıştırılır. Daha sonra yavaş yavaş glutensiz un eklenir mayonez kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. İçerisinde pütür kalmamasına dikkat edilir . Daha sonra yağlanmış dikdörtgen teflon ya da plastik kek kalıbına ikiye bölerek ayrı ayrı dökülür. Üzeri bir bıçakla çizilir. Arzu edilirse susam ya da çörek otu ekilir. Önceden ısıtılmış 200 dereceye ayarlı ve içinde bir kenara ısıya dayanıklı küçük bir kapta su yerleştirilen fırına verilir. Fırının kapağı hiç açılmadan yaklaşık 35-40 dakika pişirilir. Piştikten sonra üzerine temiz bez örtülür. Soğuduktan sonra dilim dilim kesilir. Afiyet olsun.

Glutensiz mayasız ekmek
Read More

DOĞRU POSTÜR, TEKNİK VE EGZERSİZ SEÇİMİ

DOĞRU POSTÜR, TEKNİK VE EGZERSİZ SEÇİMİ

DOĞRU POSTÜR, TEKNİK VE EGZERSİZ SEÇİMİ

posture
Doğru postür, kaliteli bir vücudun temelini oluşturduğu için, antrenman piramidimizde de temeli oluşturuyor. Ne yazık ki yaşam biçimimizden dolayı hepimizin postürü spor yapmaya başlamadan önce ciddi oranda bozuk oluyor. Eğer bunu göz önünde bulundurarak planlarımızı yapmazsak, postürümüz daha da bozulabiliyor.
Örneğin spor yaptığımız süre boyunca potansiyel olarak yaşayacağımız sakatlanmaların en büyük sebeplerinden biri postür problemleri. Şu anda yaşamıyorsak bile ilerleyen yaşlarda yaşamamız muhtemel iskelet-kas problemlerinin ve ağrıların büyük sebeplerinden biri de postür. Ayrıca eğer doğru postürle sergileyemeyeceksek, kas kütlesi için çalışmamızın da ne önemi var ki?
Eğer postüre gereken önemi verirsek, ömür boyu ağrı – sızı çekmeden ve tatsız sakatlanmalarla karşılaşmadan estetik bir kas kütlesi oluşturabiliriz. Bunu sağlamak için de muhakkak doğru egzersizi, doğru tekniği ile beraber uygulamamız gerekiyor.
Egzersiz tekniği ve postür piramidimizde en temelde yer almasına rağmen, ne yazık ki spor salonları “birazcık göğüs, biraz da kol olsun” mantalitesi ile, ağırlık çalışmanın aslında bilinçle yapılması gerektiğini anlayamayan insanlarla dolu. Antrenörler bilinçsiz, salonlarsa insanların minimum mobilite ve eforla, sadece kaslarını büyütmesi için dizayn edilmiş durumda. İşletmeler elbette bunun sağlıklı olup olmadığı ile, sizin spor hayatınızın devamlılığı ile ilgilenmek istemezler; fakat siz aynı mantalitede olmamalısınız.
Üstelik uygulanan egzersizin gerektirdiği doğru postüre bürünmezsek, alacağımız sonuçlar da oldukça düşüyor. Örneğin vücudunun ön kısmı gergin olan ve bu yüzden doğru şekilde kürek kemiklerini birleştirip, omuzlarında dışa rotasyon yaptıramayan biri uyguladığı çekiş egzersizinde maksimal performansa ulaşamayacaktır. Dolayısıyla sırt kasları da olması gerektiği gibi uyarı alamayıp gelişemeyecektir (1,2).
Bu sebeple vücudumuzu iyi analiz edebilmeli ve hangi kasımızın gergin, hangi kasımızın güçsüz olduğunu kabaca da olsa bilmeliyiz. Bunun için bu konuda eğitim almış bir antrenörden yardım alabilirsiniz, ya da Ağırsağlam’ın duruş bozuklukları, postür ve sporcu sakatlıkları ile ilgili içeriklerine göz atabilirsiniz.
Ayrıca uyguladığımız egzersizin formuna ciddi önem göstermemiz, yeni öğreniyorsak ciddi bir vakit ayırmamız gerekiyor. Özellikle ilk defa spora başlayan birey itme, çekme, eğilme, çömelme, dönme gibi hareket modellerini doğru şekilde beynine tanıtamazsa; bozuk postür, sakatlıklar, düşük performans ve düşük verimlilikle yüzyüze kalıyor. Bozuk yapıya yükleme yapılmaz derler, doğru tekniği öğrenmeden artırdığımız ağırlıklar da bizim için fayda sağlamıyor.
Doğru tekniğe dikkat edilmediğinde vücut geliştirmecilerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de sağ – sol kas asimetrisi. Bir göğsü diğerinden büyük veya bir kolu diğerinden zayıf olduğu için şikayet eden insanları muhakkak görmüşsünüzdür, belki bu siz de olabilirsiniz. Sağ – sol asimetrisinin en büyük sebebi doğru egzersiz tekniğinin uygulanmamasıdır. Çözümü için de yapılması gereken bozuk hareket modeli yerine, doğrusunu beyne tanıtmaktır. Duruma göre tek taraflı olarak çalışmalar yapılabilir.
Benzer şekilde bazı kas gruplarının diğerlerine orantısız olması da doğru tekniğin uygulanmamasından kaynaklanabilir. Örneğin bozuk formda yapılan çekişlerde yükün çoğunu biceps taşır. Çünkü kişi doğru çekiş formunu, dirseğe fleksiyon yaptırmak kadar çok tekrarlamamıştır. Bu sebeple sırt kasları yeterince gelişemeyebilir ve bu da kaslar arasında hem görsel hem de performans açısından bir orantısızlık yapabilir.
Genel olarak doğru tekniği oturtmak ya da bozuk tekniğimizi bize problem oluşturmasına izin vermeden düzeltmek için şu tavsiyeleri takip edebilirsiniz:
  • Kendinizi kameraya kaydedin, hareket formlarınızı analiz edin.
  • Egzersizleri yavaş yavaş yapın. Hareketi full ROM’da, eklemlerinizin izin verdiği kadar tam yol aralığında yaptığınızdan emin olun. Bilateral egzersizlerde her iki tarafın da eşit çalıştığından emin olun.
  • Duruma göre mobilite çalışmalarını ve esnetmeleri antrenmanınızın bir parçası haline getirin.

Egzersiz Seçimi

Çok çeşitli spor salonları, antrenman anlayışları ve egzersiz tiplerinin pazarlandığı bir dönemdeyiz. Acaba hangi antrenman tipi, hangi amaç için en optimumu olur; ya da daha özelde hangi tip egzersizi tercih etmeliyiz gibi soruların cevabını bu bölümde bulacağız.
Makalemiz atletik ve estetik olarak kas kütlesini artırmak isteyen, gündelik hayatında sporcu olmayan insanlar için dizayn edildiği için, konumuzdan çok kopmamak adına genelde direnç çalışması ile kardiyo çalışmalarını inceleyeceğiz. Bu kısımda aklınıza örneğin “Crossfit nasıl?“, “Calisthenics’i tercih etmeli miyim?” gibi sorular gelebilir. Bunların yanıtlarını aslında makaleyi sonuna kadar okuduğunuzda alabileceksiniz, fakat direkt olarak incelenmeleri ayrı bir bahsin konusu.
O halde ilk olarak vücut kompozisyonumuz ve performansımız için direnç çalışmalarını ve kardiyo çalışmalarını tanımlayalım, amacımıza göre kıyaslayalım ve daha sonra her ikisi için de nasıl egzersizler seçebiliriz, nasıl yaparsak daha iyi olur sorusunu yanıtlayalım. Kısaca spor salonlarında genelde bu ikisinden birini yapan insanları görüyoruz: ağırlık çalışması direnç faktörünü daha iyi kontrol edebildiğimiz için sunuluyor, kardiyo çalışmaları ise kalp damar sistemi daha aktif olarak çalıştıran, genellikle yoğunluğu direnç çalışmalarından az, temposu yüksek olan çalışmalar.

Ağırlık Çalışması mı, Kardiyo mu?

Bu yüce soruyu 3 temelde inceleyelim. Önce vücut kompozisyonumuzu, estetiğimizi konuşalım. Sonra genel sağlık açısından, son olarak da performans ve ilgilendiğimiz spor açısından bu çalışmaları inceleyelim.

1- Vücut Kompozisyonu

Bu kısımda direnç – ağırlık çalışmalarının ya da kardiyo çalışmalarının vücut kompozisyonumuzu nasıl etkilediğine bakacağız ve buna göre kıyaslama yaparak hangisini tercih etmemiz gerektiğine bakacağız.
İlk olarak, bizim vücudumuzu güzelleştiren şey kas kütlemizin maksimum olması, yağ dokumuzun ise minimum olmasıdır. Hiçbir insan, doğal olarak yaptığı kas kütlesinden dolayı çirkinleşmez. Elbette bu söylem biraz subjektif kaçabilir, zira özellikle kimi kadınlar kaslanmanın estetiği bozduğunu düşünüyorlar. Fakat doğal sınırlar içerisinde daha fazla kasın, daha az yağ ile beraber en azından kişisel olarak bir yere kadar bizi daha güzel göstereceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Kişi bunu hedefleyerek başlamalıdır, arzu ettiği seviyede bırakabilir.
Buradan şu anlamı çıkarıyoruz: kas kazanımını ve yağ yakımını anlarsak, sorunun cevabını bulabiliriz.
Öncelikle kas kazanımını anlamaya çalışalım. Kas dokusu postmitotic bir dokudur, yani hücre bölünmesi gerçekleşmez (3). Kas kazanımı ile ifade ettiğimiz hipertrofi, büyüme anlamına gelir. Kas hipertrofisinin 3 temel tetikleyicisi vardır:
1- Mekanik yükleme:
Kas gelişimini sağlamak için, temelde kasa bir yükleme yapmak gerekiyor. Bu yüklemenin daha önce adapte olunandan fazla olması gerekiyor. Dolayısıyla sürekli olarak kasları geliştirmek için sürekli olarak artan yükleme yapmamız şart (progressive overload). Progressive overload kasa gelişmesi için gereken motor birim aktivasyonlarını, büyüme faktörlerini ve hücresel sinyalleri sağlayacaktır.
2- Metabolik stres:
Kaslara bir dirençle beraber statik ya da dinamik gerilme sağladığınızda “pump” olarak ifade edilen kanın toplanması, kas sarkoplazmasının şişmesi, yanma ve laktat gibi metabolik ürünlerin artması metabolik stresin ürünüdür (4).
3- Kas Hasarı:
Antrenmandan sonra zaman zaman kaslarınızın ağrıdığını fark etmiş olmalısınız. Bunun sebebi kaslarda çalışmadan dolayı hasar oluşması ve inflammation. Kaslara dirençle hasar vermek hipertrofinin sebeplerinden biridir.
Bu kaslar ağrımazsa gelişmez ya da kaslara hasar vermeliyiz anlamına gelmiyor, ilerleyen bölümlerde detaylarını inceleyeceğiz.
Hipertrofiye etki eden diğer hormon optimizasyonu, beslenme gibi faktörlerin dışında bu 3 anahtarı listelediğimizde; özellikle mekanik yükleme kısmı bize ağırlık çalışmasının ya da herhangi bir direnç çalışmasının kas kazanımı için kardiyo çalışmalarına göre daha iyi olduğunu gösteriyor.
dangreen
Neden güç için çalışılmalı?
Eğer amacımız atletik ve estetik bir kas kütlesi oluşturmak ise, en başta odaklanmamız gereken şey gücümüzü artırmaktır. Progressive overload olmadan kas geliştirmemiz oldukça zorlaşacak, hatta mümkün olmayacaktır. Ayrıca antrenmanlarımızın verimliliğini ölçmenin en iyi yolu da gücümüzü takip etmektir. Tartı, ayna ya da mezure bize türlü paralizler yaşatma potansiyeline sahipken, 200 kilo yine 200 kilodur. Eğer gücümüzü artırmışsak, kas gelişimi kapıda demektir. Yağ yakarken kas yıkımı yaşayıp yaşamadığımızla endişelenirken gücümüz bize uzun vadede her zaman doğru ölçeği ifade edecektir. Bu yüzden spor salonuna giren herkes, nasıl bir antrenman programı uyguluyor olursa olsun, en başta bilinçli olarak ne kadar güçlü olduğuna yoğunlaşmalıdır.
Yağ yakımı için önce yağ dokuyu (adipose tissue) anlamalıyız. Kabaca, yemek yediğimizde aldığımız gıdalar bizim enerji ihtiyacımızı karşılamak için genellikle ilk tercihtir. Bu gıdaların fazla olması durumunda, yediğimiz gıdanın türüne göre belli işlemler sonunda yağ dokumuzda fazla enerjiyi saklarız.
Benzer şekilde, yemeklerden aldığımız gıdalar zamanla vücuda yeterli olmadığında, yağ dokumuzdan yağ asitleri ve gliserol azalır ve enerji ihtiyacımızı karşılamak üzere kullanılır. Bu gerçekleştiğinde hücreler küçülür, dolayısıyla “yağ yakımı” gerçekleşmiş olur.
Dolayısıyla burada sağlıklı insanlar için endişelenilmesi gereken enerji dengesini bulmaktır. İyi haber, günlük harcadığımız enerjiyi tahmin edebiliyoruz ve buna göre yağ yakımı için kalori açığı oluşturabilirsek, yağ yakarız. Kalori açığı oluşturmanın da birkaç yöntemini sayabiliriz: daha az kalori alma, daha fazla egzersizle kalori harcama ve NEAT (non exercise activity thermogenesis) veya REE (resting energy expenditure) değerini artırma, yani metabolizmayı hızlandırma.
Daha az kalori alma, diyet rehberinde incelediğimiz bir konu. Antrenman noktasında bizi ilgilendiren metabolizmamızı hızlandırmak ve daha fazla hareket ederek vücudumuzun daha fazla enerji harcaması olduğu için, aslında ağırlık-direnç çalışması da kardiyo çalışması da bize istediğimiz sonuca giderken yardımcı olacaktır. Fakat uzun vade düşündüğümüzde:
  • Direnç çalışmalarının yukarda belirtilen şekilde kas gelişiminde daha etkili olması,
  • Daha fazla kas kütlesinin dinlenirken dahi daha fazla enerji harcatması,
  • Direnç çalışmalarının daha fazla etkilediği kas geliştiren hormonların yağ yakımında da etkili olması,
  • Genel olarak daha fazla kasın daha estetik olması, direnç çalışmalarının kardiyodan bu noktada da daha avantajlı olduğunu gösteriyor.
Fakat kardiyo da kısa sürede daha fazla kalori harcamamıza neden olduğu için ihmal etmememiz gereken bir çalışmadır.
Özetle daha iyi bir vücut kompozisyonu için antrenmanlarımızın çoğunluk kısmını progressive overload ile direnç çalışmalarından; bir kısmını da kardiyo çalışmalarından oluşturmalıyız.

2- Sağlık

saglikicin
Hemen hemen her faktörde, iki çalışma biçimi de sağlığımıza katkıda bulunuyor. Dolayısıyla profesyonel olmayan bir gözle, sağlık risklerini azaltma açısından iki çalışma biçimi arasında da ciddi farklar olmadığını söyleyebilirim. Bu nedenle iki çalışma biçimini de gönül rahatlığı ile tercih edebilirsiniz. Önemli olan devamlılığı sağlayacak kişisel tercihler ve uygulayacağımız çalışma biçimini sakatlık risklerini azaltacak şekilde, doğru yapmaya çalışmak.
Bu noktayı da hesaba katınca, genelde yine önceki yargımı yineliyorum: antrenmanlarımızın çoğunluğu ağırlık-direnç çalışmasından, muhakkak bir kısmı da kardiyo çalışmasından oluşmalıdır. Elbette her çalışmayı da usülünce yaptığımızı varsayarsak.

3- Performans

performans
Bu iki çalışma biçimini son olarak spor performansı açısından kıyaslayabiliriz. Burada kıyaslamamız biraz daha özele kaydığı için kısaca geçmek istiyorum. Bu rehberi genel olarak atletik ve estetik yaşamak isteyen, profesyonel sporcu olmayan insanları göz önünde bulundurarak yazıyorum. Fakat elbette aramızda sağlık ve estetik için spor yapmanın yanısıra, herhangi bir sporda veya herhangi bir meslekte daha iyi olmak için spor yapan insanlar da bulunuyordur. Örneğin hem sağlıklı, atletik, estetik olmak; hem de daha iyi futbol, boks, voleybol vb. oynamak veya işyerinizde daha rahat çalışmak isteyebilirsiniz.
Her iki çalışma biçimi de muhakkak bize bir şeyler katacaktır. Fakat SAID (specific adaptations to imposed demands) prensibi gereği, hangi sporda ya da hangi eylemde daha iyi olmak istiyorsak, en fazla o eyleme yönelik çalışmalıyız.
Daha ağır squat yapmak bize daha iyi futbol oynamamızda yardımcı olur. Fakat bizi daha iyi futbolcu yapan çok daha spesifik faktörler vardır ve onlara daha fazla yoğunlaşmalıyız. Bu yüzden spora ve mesleğe yönelik çalışmalarımızı maksimize etmeliyiz. Bu yüzden performans için kesin olarak ağırlık çalışması ya da kardiyo çalışması iyidir diyemeyiz.
Antrenman tipimizi tercih ederken bilmemiz gerekenler kabaca bunlardı. Şimdi de daha özelde, antrenmanımız için nasıl egzersiz seçimi yapmalıyız buna bakalım.

Ağırlık Çalışması İçin Egzersiz Seçimi

Yukarda neden antrenmanlarımızın çoğunluğunun direnç çalışması olması gerektiğinden bahsettim. Peki bunu nasıl yapmalıyız? İşte antrenman piramidimizin devamında bu soruya yoğunlaşacağız. Fakat en başta hangi egzersizi tercih etmemiz gerektiğini anlamalıyız ki; sonra onu hangi parametrelerde, hangi taktiklerle ve nasıl periyodize ederek uygulayacağımıza bakabilelim.
Bu kısımda vereceğim örnekler, genellikle spor salonunda uygulanan egzersizler arasından olacak, fakat farklı çalışma stilleri de (örneğin Calisthenics) aynı prensipleri içeriyor. Örneğin bileşik (compound) egzersizlerden bahsederken halterle yapılan Squat da, vücut ağırlığınızla yaptığınız Squat da aynı mantıkla çalışıyor; farkı olan sadece yoğunluk ve yükleme. Bu yüzden, makalede özellikle Calisthenics’den bahsetmesem de, konumuzun onu da içerdiğini belirtmek istiyorum.
Şimdi birkaç maddede, egzersiz seçimimizi etkileyecek faktörleri inceleyelim:

1- Spesifiklik

Uygulayacağımız egzersiz, amacımıza spesifik olmalı. Örneğin Powerlifting ile uğraşan birinin yapabileceği en iyi egzersizler: Squat, Bench Press ve Deadlifttir. Squat’ın knee extension kısmını bir egzersizle, hip extension kısmını başka bir egzersizle çalışmak; direk squat yapmakla bir olmaz. Örneğin Bodybuilding ile ilgilenen biri için de amaç daha estetik bir deltoid ise, deltoid kasının hipertrofisi için en optimum egzersizi tercih etmek mantıklıdır. Benzer örnekler diğer sporlar için de verilebilir: Weightlifter için Clean, Calisthenics için Muscle up vb. gibi.
Açık ve Kapalı Kinetik Zincir
Açık kinetik zincir egzersizlerde bedenimiz hareket etmezken eklemlerimiz hareket edebilir. Örneğin bench press, lat pulldown ve leg extension açık kinetik zincir egzersizleridir. Kapalı kinetik zincirde ise eklemler sabitken bedenimiz hareket eder. Örneğin şınav, barfiks ve squat kapalı kinetik zincir egzersizlerdir. Aynı kas gruplarını çalıştıran iki egzersizde kapalı kinetik zincir ile açık kinetik zincir arasında sinir sisteminin yorumlayışı açısından farklar bulunuyor. Bu yüzden lat pulldown ile bench press gücümüz, barfiks ile şınav sayımıza çok büyük etki yapmıyor. Bu sebeple iki egzersiz tamamen aynı kasları çalıştırsa dahi bizim için önemli olan egzersizi tercih etmeliyiz.

2- Çeşitlilik

Amacımız için egzersiz seçerken, çeşitli egzersiz seçimi duruma göre daha verimli olabilir. Örneğin daha iyi sıçramak isteyen bir sporcu, sıçramasına yardımcı farklı tip egzerleri antrenmanına eklemelidir. Bir Powerlifter, deadliftine katkıda bulunan asistan egzersizleri antrenmanına ekleyerek deadlift performansını artırabilir. Örneğin ileri antrenman tekniklerinde göreceğimiz gibi, bench presste kiloyu artırmak için çeşitli bench press varyasyonlarını programımıza eklememiz ve ekstra ekipmanlarla çalışmamız gerekebilir.
Fakat bu çeşitlilik ilkesi, kasa hipertrofi vermek için çok gerekli olmadığı gibi, vücut geliştirmeciler tarafından yanlış şekilde yorumlanabiliyor. Örneğin yeterli yükleme yapılırsa, kasın fonksiyonunu çalıştıran tek bir egzersizle sonsuza kadar o kas büyütülebilir. Bu konuda kasları “şoklamak” adına, yine kasa aynı fonksiyonu yaptıran farklı egzersizleri de programa bol keseden eklemek oldukça lüzumsuz, hatta ilerleyen kısımlarda da göreceğiniz gibi aslında hipertrofi için zararlı bile olabilir. Ayrıca kasın hipertrofi alması için, kasa tüm fonksiyonlarını yaptırmak zorunda değiliz. Örneğin supinasyon yapmadan, sadece dirsek fleksiyonu ile yeterli mekanik yükleme ve metabolik stres verilirse, kası büyütebiliriz. Kısaca çeşitlilik ilkesi bir sporcu için çok önemliyken, vücut geliştirmeci için şart değildir.
Çeşitlilik için hipertrofide tek yoğunlaşılması gereken, yeterince yükleme görmemiş kas gruplarına yoğunlaşan egzersizleri de programa eklemektir. Örneğin geri kalan bölgeler için çeşitli egzersizler eklenebilir. Ya da kişisel birtakım farklılıklara göre daha iyi kasılma için egzersiz çeşidi değişebilir. Bu da vücut geliştirmeci için tecrübelendikçe endişelenilmesi gereken bir konu olduğu için, şimdilik bu kadar diyelim.

3- Bileşiklik

Kimi egzersizler daha izole olarak bazı kasları güçlendirip geliştirirken, kimi egzersizler ise aynı anda birçok kası güçlendirir ve geliştirirler. Kabaca bunlara izole ve bileşik (compound) egzersizler diyoruz. Birkaç maddede bu iki egzersiz tipi arasındaki farkları inceleyelim:
  • Compound egzersizler genellikle doğal hareket modellerine daha yakındır. Dolayısıyla antrenmandaki performansımızı günlük hayata ve yaptığımız hareketlere daha kolay taşıyabiliriz. Örneğin daha iyi kürek çekmek için çekiş modelini çalışmak, çekiş modelinde aktif kasları izole ederek çalışmaktan daha verimlidir. Zaten vücudumuzu izole olarak düşünemeyiz, örneğin sırtımızı kuvvetlendirmek için birçok hareket modelinde pazularımızı kullanmak zorundayız.
  • Compound egzersizler vücudumuzu bir ünite olarak kullanmamıza izin verirler; daha fazla eklem, daha fazla motor birimi aktivasyonu sağlarlar. Bu sayede daha fazla güç üretebiliriz.
  • Compound egzersizler daha fazla motor birim aktivasyonu sağladığı için ve daha fazla dirençle çalışabildiği için, daha iyi anabolik hormon tepkisi verir. Örneğin egzersiz sonrası akut anabolik dönem, deadlift gibi egzersizlerde izolasyon egzersizlerine oranla çok daha şiddetlidir. Bu da daha iyi kas gelişimi anlamına geliyor.
  • Compound egzersizler doğru uygulandığında postüre, omurga stabilizasyonuna ve denge kabiliyetine katkıda bulunuyor. Tek bir çalışmada bazen aklımıza gelmeyen birçok fayda sağlıyorlar.
  • Compound egzersizler birden fazla kası aynı anda çalıştırdığı için daha düşük çalışma hacminde (örneğin daha az set yaparak) daha fazla mekanik yükleme yapmamıza olanak sağlıyor. Böylece zamandan tasarruf ettiğimiz gibi, enerjimizi daha efektif olarak kullanabiliyoruz.
Bu kısımda vücut geliştirmeciler bazen her kası izole etmeleri gerektiğini düşünebiliyorlar. Fakat araştırmalar bize bir kası izole çalışmanın, aynı kası bileşik egzersizler içinde çalışmakdan daha iyi gelişim verdiğini göstermiyor (5). Hatta kimi araştırmalarda bileşik egzersizlerin üzerine eklenen izole egzersizler, artan çalışma hacmine rağmen ekstra gelişime sebep olmuyor. Elbette bu “tek başına bileşik egzersizler her zaman yeterlidir” diyebilmemiz için yeterli değil. Ancak kas gelişimi için kasları izole olarak tüm fonksiyonları ile beraber çalışmak zorunda olmadığımızı; ve bileşik egzersizlerin daha fazla kası bir arada çalıştırdığı için bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz (6).
  • İzole egzersizler daha spesifik olarak bir fonksiyonu ya da kası geliştirmemize imkan tanıyor. Örneğin bileşik egzersizlerde zayıf halka olduğu için verimliliği düşüren kısımları izole olarak geliştirme şansımız var.
Bu kısmı özetleyecek olursak, egzersizleri kas merkezli düşünmek yerine vücudumuzun tamamlaması gereken bir görev gibi düşünmeliyiz. Hem güçlenmek, hem de kas geliştirmek için antrenmanlarımızın kalabalık kısmı bileşik egzersizlerden oluşmalıdır. İzole çalışmalar ise zaman zaman asistan olarak programımızda bulunmalıdır.

4- Egzersizde Ustalık

Bir egzersizde ne kadar tecrübelenirsek, o egzersizde üreteceğimiz güç ve potansiyel kas gelişimi o kadar yüksek olur. Örneğin squatımızın gelişmesini istiyorsak, daha fazla squat yapıp kişiselleştirmeli ve uygulamada ustası olmalıyız. Aynı şekilde bu squatta çalışan kas grupları için gelişimi de artıracaktır.
Sık yapılan hatalardan biri, kasları “şoklayarak geliştirme” endişesi ile egzersizden egzersize atlamaktır. Biz kasları progressive overload dışında şoklayamayız. Sürekli egzersiz değiştirmek bizi ustalıktan uzaklaştırarak alacağımız verimi düşürebilir. Çünkü egzersizleri öğrenme fazında yeterli motor birim aktivasyonunu oluşturamayıp yeterli gelişim veremeyebiliriz. Bu yüzden seçtiğimiz egzersizlerde özel bir durum olmadıkça devamlı olmalı, ustalaşmalıyız (7).

5- Egzersiz Bağnazlığı

Egzersizde usta olmayı konuştuk, fakat bu egzersiz bağnazlığı anlamına gelmiyor. Aksine egzersiz bağnazlığı bizi limitleyen bir faktör olabilir. Örneğin Deadlift bize göre en iyi egzersiz diye sadece deadlifte yaslanmamız gelişmemizi engelleyebilir. Zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Örneğin tutuş gücümüzden dolayı Deadlift gelişimimiz yavaşlayabilir. Bu yüzden çeşitlilik faktörü burada bize gerekiyor.

6- Ekipman Seçimi

Spor salonlarında çok çeşitli ekipmanlar görüyoruz: halter, dambıl, kablo, makina, kettlebell, TRX… Bu da egzersiz seçimimizi veya egzersizi uygulama biçimimizi etkiliyor. Bu kısımda yine spesifiklik ilkesine göre amacımıza yönelik olan ekipmanı kullanmamız faydalı olacaktır.
Fakat kimi makinalar doğal hareket yoluna (range of motion) aykırı şekilde dizayn edilmiş olabilir. Ya da bu makinaları çok fazla kullanmamız kas dengesizliklerine neden olabilir. Bu sebeple ve serbest ağırlıkla çalışmak daha ağırsağlam olduğu için, benim tavsiyem makina egzersizleri antrenmanlarınızda azınlıkta olmalı ve bilinçli bir şekilde programa dahil edilmelidir.
Son olarak egzersiz seçimi noktasındaki birkaç efsaneyi de belirterek kardiyo hakkındaki detaylara geçelim. Bro laboratuvarlarında (spor salonları) egzersiz seçimi hakkında “kasa o şekli bu hareketle verebilirsin”, “bu hareketler yağ yakıyor, bunlar güç yapıyor” benzeri teorileri duymuş olabilirsiniz.
Kısaca özetleyecek olursak, biz egzersizlerimizde kasları uyarmaya çalışıyoruz; kaslar ise yalnızca güçlenir ve büyür. Kaslara uyarı vererek vücut tipleri kısmında belirttiğim başlangıç ve bitiş noktalarını değiştiremeyiz. Yani kasın şeklini değiştiremeyiz, bu genetiktir. Aynı şekilde kaslara üzerlerindeki yağ hücrelerini tüketme emri de veremeyiz. Yağ yakımında özetlediğim gibi, biz genel olarak enerji harcadığımız için bu yağlar yakılır. Ne yazık ki bölgesel olarak yağı kaslara harcatamayız. Bu efsaneler egzersiz seçiminizde aklınızı karıştırmamalı.
Read More

Antreman Bilimi Ve Vücut Geliştirme

Antreman Bilimi Ve Vücut Geliştirme

AĞIRSAĞLAM ANTRENMAN PİRAMİDİ

actualpiramit
Programlama önemlidir. Ne yazık ki spor salonuna giden insanların %90’ı yanlış programlama sonucu gelişimini yavaşlatıyor. Doğru program bizim hem keyifle sporda devamlılığımızı sağlayacak, hem de minimum eforla yaptığımız eylemlerin maksimum fayda sağlamasına neden olacaktır.
Piramitte antrenman bileşenleri önem sırasına göre aşağıdan yukarıya doğru sıralandı. Piramit gösterimi, antrenman hayatımız boyunca hangi faktörün ne kadar önemli olduğunu anlamamız ve sürekli aklımızda bulundurmamız için büyük önem taşıyor.
Çevrenize dikkatli baktığınızda piramidin yukarı kısımlarında çok fazla efor harcayıp, aşağıdaki önemli kısımları kaçırdıkları için ilerleme kaydedemeyen birçok sporcu göreceksiniz. Bu rehberi takip ettiğinizde artık aynı problemler sizin için geçerli olmayacak. Öncelikle piramitteki bileşenleri tanıyalım, daha sonra detaylı olarak inceleyelim ve antrenman programımızı oluşturalım:
1- Doğru Egzersiz, Teknik ve Postür: Bu bölümde bilinçli antrenmanın ve dolayısıyla da piramidimizin tabanını oluşturan: amacımıza en uygun antrenman çeşidini, postür ve doğru egzersiz tekniğinin önemini, dirence karşı çalışmanın önemini ve egzersiz çeşitlerini öğreneceğiz.
2- Devamlılık: Kayda değer her şey devamlı emek istiyor. Sağlıklı ve kaliteli bir vücut sahibi olmak da bu kuralı bozmuyor. Bu yüzden piramidin ikinci basamağında bizi spordan uzaklaştıran hataları ve devamlılığı sağlamak için sahip olmamız gereken bakış açısını öğreneceğiz.
3- Antrenman Sıklığı ve Yoğunluğu: Bu bölümde uygulayacağımız antrenmanın parametrelerini öğreneceğiz. Ne kadar ağırlığı ne kadar süre uygulamalıyız, setler arası ne kadar dinlenmeliyiz, hangi egzersizle antrenmana başlamalıyız gibi teknik konuları sorgulayacağız, bilimsel verileri pratiğe dökeceğiz.
4- Periyodizasyon: Öğrendiğimiz parametreleri amacımıza göre uzun vadede nasıl manipüle edeceğiz? Antrenman başı planı değil, uzun vade planı yapmayı öğreneceğiz.
5- İleri antrenman teknikleri: Bu kısımda planladığımız parametrelerde antrenmanlarımızı uygularken bize güç ve kas kütlemizin artışında ekstra fayda katabilecek antrenman tekniklerine bakacağız.
Bunlara ek olarak piramide başlamadan önce rehbere birkaç bölüm daha eklemek istedim. Uygulayacağınız programla ilgili gelişiminizi doğru takip edebilmeniz için bu bölümler yardımcı olacaktır. Arzu ederseniz bu kısımları geçerek doğrudan programlamayı öğrenmeye başlayabilirsiniz!
Konu hakkında daha fazla araştırma yapmak için Eric Hems’in çalışmalarını tavsiye ederim. Eric Helms’in çalışmalarına buradan ulaşabilirsiniz.
kasveyag

Kas Geliştirme ve Yağ Yakma Konusunda Bilmeniz Gerekenler

Program hazırlamanın derinliğinde kaybolmadan önce kas gelişimi ve yağ yakma konusunda bilmemiz gereken birkaç noktaya göz atalım. Bu kısım, yapacağımız çalışmalar sonucu ulaşacağımız noktayı anlamamız ve beklentilerimizi doğru şekilde belirlememiz için oldukça önemli.
Fitness söz konusu olduğunda temel olarak iki amaçtan söz edebiliriz: kas geliştirme ve yağ yakma. Birçok insan bu iki amacın bir arada gerçekleşmesini ister, fakat çoğu zaman bunun gerçekleşmesi kolay olmaz.
Ne kadar yağlıysak ve egzersiz konusunda ne kadar tecrübesizsek, o kadar iyi oranda kas geliştirme ve yağ yakma faaliyetini bir arada yapabiliriz. Tecrübelendikçe ve yağ oranımız düştükçe, bu ikisinin beraber gerçekleşme ihtimali azalacaktır. Bu durumda bu iki hedeften birine yoğunlaşmamız daha mantıklı olacaktır.
İki hedeften birine yoğunlaşma ifadesinden kastım, ikisi bir arada asla gerçekleşmez anlamına gelmiyor. Fakat tecrübe ettiğim kadarıyla insanlar bir amaca ne kadar odaklanırlarsa, o kadar iyi ilerliyorlar. Ayrıca kas yapmaya ya da yağ yakmaya odaklanmak için antrenman programımızı çok fazla değiştirmemiz gerekmiyor. Bu rehberde her iki amaç için de antrenman noktasında bilmeniz gerekenleri öğreneceksiniz.
Beslenmeyi amacınıza göre nasıl ayarlayacağınıza dair Ağırsağlam Beslenme Rehberi’ni, daha spesifik tavsiyeler ve örnek programlar için de Maksimum Kas Minimum Yağ Rehberi’ni inceleyebilirsiniz.
Yağ ve kas dokularının kazanımı da, kaybı da birdenbire gerçekleşmez. Bu faaliyetler süreç ister. Amacımıza ulaşmak için sabırla antrenman ve beslenme programımızı takip etmeli, gereken yerde düzenlemeler yapmayı bilmeliyiz.
Tam burada gelişiminizi kıyaslayabilmeniz için yağ yakımı ve kas yapımı noktasında standartları belirtmemiz uygun olacaktır. Bu standartlar idealdir, aynı sonucu alamamanız moralinizi bozmasın.

Vücut Tipleri Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Hem kas geliştirme hem de performans noktasında insandan insana birtakım farklılıklar mevcut olabilir. Ve bunu öğrenmemiz de piramitte öğreneceklerimize ek olarak antrenman kariyerimiz boyunca bize faydalı olacaktır. Özetle hangi faktörlerin ne gibi farklılıklar sağladığını teker teker inceleyelim:

1- Kemik Yapısı

Nasıl göründüğümüzde oldukça etkili olan faktörlerden biri kemik yapımızdır. Daha büyük kemik çerçevesi olan insanlar, doğal olarak daha iri duracaklardır. Aynı şekilde daha büyük kemiği olan insanlar, doğal olarak daha fazla kas ve yağ kütlesi sahibi olmaya eğilimlidir. Daha büyük kemik ve kas ağırlığı da genel olarak daha güçlü olmaya eğilimlidir. Ancak daha fazla kütle ve daha iri olmak her zaman daha estetik olmak anlamına gelmez.
Örnek verecek olursak 1.80 metre boyunda iki kişiden kemik yapısı biraz daha iri olan kişi, kemik yapısı biraz daha zayıf olan kişiden potansiyel olarak daha ağır olacaktır. Aynı şekilde diğer faktörleri sabit tutarsak, herhangi bir egzersizde daha güçlü de olabilir. Yarışmalarda vücut ağırlığına göre sikletler olduğunu düşündüğümüzde aynı boydaki iki kişiden biri optimum performansına örneğin 75 kiloda erişebilirken, diğeri 85 kiloda erişebilir.
Kemiklerin yapısının egzersizden egzersize potansiyel etkileri de olabilir. Örneğin aynı boydaki iki kişiden biri vücudundaki eklemlerin oranlarına göre daha fazla tork oluşturmak adına egzersizleri farklı pozisyonlarda yapabilirler. Bu yüzden farklı egzersiz varyasyonlarını görüyoruz: high bar, low bar, sumo, geniş tutuş, dar tutuş, farklı ayak pozisyonları, farklı kalça pozisyonları vb. Kişisel olarak bize hangi varyasyonun en iyi geldiğini tecrübe ederek öğrenebiliriz.

2- Kasların Başlangıç ve Bitme Noktaları

Kaslarımızın başlangıç ve bitiş noktaları, kas – tendon oranı da bizim farklı görünmemize veya kimi egzersizlerde avantajlı – dezavantajlı olmamıza büyük bir etki yapabilir.
İlk olarak estetiği nasıl etkilediğine bakalım. Aşağıdaki fotoğraftaki iki kişinin aynı kas kütlesine sahip olduğunu söylesem herhalde çıldırdığımı düşünürsünüz:
bbc
Fakat estetikteki bu fark kasların başlangıç ve bitiş noktalarından kaynaklanıyor. Kaslardaki dolgunluğu gösteren genetik faktör budur ve vücut geliştirmecilerin diğer ağırlık çalışanlardan farklı görünmesinin sebebi olan genetik faktör de tam olarak budur. Herhangi bir egzersiz, teknik ya da makina kasların bu manada görüntüsünü değiştiremez.
Kasların başlangıç ve bitiş noktalarındaki farklılıklar kasların üretebileceği gücü de değiştirebilir. Örneğin hamstringleri biraz daha uzakta bağlanan biri aynı kuvvetle daha fazla tork üretebilir. Bu da güç sporlarında sonuca etki eden faktörlerden biri olacaktır. Bu faktörün de bize ne kadar etki yaptığını tecrübelendikçe öğrenebiliriz.

3- Kas Lifleri

Kas liflerinin tipleri ve hücrelerimizdeki farklılıklar da performans ve kas gelişimimize etki edebilir. Örneğin daha fazla myonuclei ve myosatellite cell sahibi insanların kas gelişimi daha fazla olabilir.
Kas fiberlerinin Tip 1, Tip 2, Tip 2b şeklinde farklılıkları vardır. Tip 1 kaslar maksimal kuvvet üretimine geç ulaşıp yavaş yorulurken, Tip 2 daha hızlı kuvvet üretip daha çabuk yorulur. Bu sebeple patlayıcı kuvvet gerektiren sporlarda Tip 2 fiber oranı yüksek olan insanlar avantajlı olurken, uzun tempo sporlarda Tip 1 yoğunluklu insanlar avantajlı olacaktır.
Fakat kas geliştirme için bu aslında çok büyük farklar oluşturmayacaktır. Güçlenmek ve powerlifting için ise, yine çok büyük farklar oluşturmamakla beraber egzersizlerin zor kısımlarında, örneğin Bench presste göğüsten bar çıkarken zorlanıyorsanız, Tip 2 kas fiber yoğunluğunuz fazla ise maksimal kuvvet üretimine daha çabuk ulaşabileceğiniz için takıldığınız noktayı aşabileceğinizden dolayı bir miktar avantajlı olabilirsiniz.
Elbette bu 3 maddede yer almayan ve gelişimimize etkisi olan birçok faktör daha mevcut. Fakat üzerinde etki yapabileceğimiz ya da bilmemiz gereken temel faktörler olarak şimdilik bu kadarı yeterli.

Doğal Vücut Geliştirme Nedir?

otren
Steroid kelimesi artık sadece daha çalışkan ve başarılı insanlara yapılan tembel ve cahilce bir iftiradan ibarettir – Mike O’Hearn.
Mike O’Hearn başarılı bir vücut geliştirmeci ve aktör. Her çeşit PED (doping – steroid) kullandığını, doping hakkında hiçbir şey bilmeyen insanlar bile anlayabilir. Ancak kendisi doping iddialarını inkar ediyor. Doping kullandığını itiraf eden diğer yarışmacıların arasında, doğal olarak vücut geliştirme yarışmasını kazandığını iddia ediyor.
Bana sorarsanız bugün “doğal vücut geliştirme” artık sadece insanların zaaflarını sömürmek için kullanılan, etik değerleri yok sayan bir iddiadan ibaret. Fitness ve egzersizin olması gerektiğinden çok farklı yere gitmesine neden olan, özellikle fitness trendini yöneten sosyal medyada oldukça rahatça kullanılan bir unvan.
Çoğu zaman bilmeyen insanların “doğal mı değil mi acaba, ben de öyle olabilir miyim acaba?” diyerek tartıştıkları sporcular, doğallığı bir tarafa bırakalım, çılgın dozda doping kullanıyorlar. Fitness sektörü ne yazık ki film yıldızından, mahalle şampiyonuna kadar aynı şekilde işliyor: illegal ve sağlığa zararlı performans artırıcılar kullanılarak vücut geliştiriliyor, daha sonra insanların zaafları ve bilgisizliği sömürülerek bazı ürün ve hizmetler pazarlanarak sektör ayakta tutuluyor. Fakat bu doğal olarak, hiçbir illegal performans artırıcı madde kullanmadan atletik, estetik, sağlıklı ve mutlu olmak için fitnessa yönelen insanlar üzerinde birçok tahribata neden oluyor.
Peki, özünde nedir bu “doğal vücut geliştirme“?
Vücut geliştirme, yarışmacılarının vücut estetiğine göre kıyaslandıkları bir spordur. Yarışmacılar kas kütlelerini artırıp, yağ dokularını sağlıklı şekilde olabilecek minimum seviyede tutarak vücutlarını sergilerler.
Doğal vücut geliştirmede ise, sporcular hiçbir şekilde kurallar tarafından kullanımına izin verilmeyen performans artırıcı maddeleri kullanmazlar. Yasaklı maddeler hem kanunlara, hem de müsabakanın kurallarına göre değişebilir.
old
Dopingin icadından önceki efsaneler. Artık teknolojimiz öyle konumda ki, her spor salonunda 2 senede onlarca efsane yetişiyor! 

Doğal Olarak Elde Edilebilecek Vücudun Sınırları Neler?

Aşağıdaki tabloda doğal olduğu bilinen sporcuların performanslarından toplanan verilerle dizayn edilmiş genetik potansiyel tahminleri bulacaksınız:
Tabloyu daha iyi analiz edebilmeniz için açıklayayım.
Kütle standartları, vücut geliştirme yarışmalarındaki yağ oranı seviyeleri baz alınarak çıkarılmıştır. Genellikle %6-8 yağ oranı yarışma standartlarındadır.
Tecrübelerime dayanarak, genellikle insanlar yağ oranı tahmin etme noktasında oldukça kötüler. Karın kaslarımızı aynada görebilmek %7 yağ oranında olduğumuz anlamına gelmiyor. Bunu daha iyi anlayabilmeniz için aşağıdaki fotoğraf, en doğru yağ oranı ölçme yöntemleri ile %6 olarak ölçülmüştür.
berto
Sporcu: Alberto Nunez
Ayrıca burada belirtilen kütleler, genetik olarak elit sporcuların ulaşabileceği değerlerdir. Sıkı çalışan her sporcu buradaki değerlere ulaşamayabilir. Bu tablodaki değerlere sahip fizikler oldukça iyi fiziklerdir. Hem iyi bir genetik, hem de en az 8-10 sene disiplinli antrenman yapmak gerekir. Spor salonunda dahi nadir rastlanan bu fiziklere, sokaktaki insanlar tekrar tekrar bakarlar. Hatta steroid kullanan insanların çoğunluğu halen daha bu limitlere ulaşamamıştır.
Güç standartları ise doping kullanılmadan ulaşılabilecek ekipmansız 1 tekrar maksimumu tahminleridir. Sporcu genellikle tablodaki değerlerin hepsine birden ulaşamayacaktır, kiminde iyi kiminde kötü olabilir. Bunun sebebi, genellikle kimi egzersizlerde diğerlerine göre daha avantajlı olabiliyoruz.
Ayrıca vücut ağırlığı arttıkça bu değerler gittikçe imkansızlaşacaktır. 60 kg sporcu bu değerlere 90 kilo sporcuya göre nispeten daha kolay ulaşabilir. Vücuttaki yağ kütlesi arttıkça bu değerler daha da zorlaşacaktır. Bu değerlere ulaşmak da kas kütlesi artışı ile beraber paralel olarak ilerleyecektir, muhtemelen 8-10 sene gibi uzun yıllar sürecektir.
Ancak baktığımızda, Instagram’da gördüğümüz hemen hemen her model, sinemanın çılgın vücut dönüşümleri, fitness dergilerindeki reklamlarda boy gösteren fizikler, Youtube fenomenleri ve hatta spor salonunuzdaki hocanız dahi bu değerlerin üzerinde fiziklere çok kısa sürede ulaşabiliyor. Bu limitlerin içinde olanlar dahi, yukarda belirtilen kas geliştirme hızından çok daha hızlı şekilde kas geliştirebiliyorlar.
Nasıl oluyor da doğal vücut geliştirmenin sınırları bu kadar kolay aşılıyor?
Cevabı, performans artırıcı maddeler. Bu maddeler illegal ve son derece sağlıksız olmasına rağmen çok yaygın olarak kullanılıyor. Hatta sporcular hangi branştan olursa olsun bunu kullanmak zorunda diyebiliriz. Aksi halde yarışmaya dahil olmaları mümkün olmayacaktır. Ve doping kullanan sporcuyu bu tablolar dışında anlamak mümkün değil, çünkü doping testleri ne kadar sıkı tutulursa tutulsun, zeka testinden öteye geçemiyor. Kalburüstü sporcuların kalburüstü koçları oluyor ve yılın alakasız dönemlerinde çok ters bir zamanda baskın yapılmadığı taktirde testleri geçmek çocuk oyuncağına dönüyor.
Üstelik doping testlerine milyar dolarlar harcanmasına rağmen bu senaryolar gerçek oluyor.
Profesyonel sporcuların bize daha iyi performans sergilemek için girdikleri riski takdir edebiliriz; fakat sadece profesyonel sporcular, yarışmak için bu maddeleri kullanmıyor. Bize yalan söylemek isteyen pazarlamacılar da gayet bu ürünlere ulaşabiliyor. Ve aslında problem de burada başlıyor.
Çevrenize bakın, tüm reklamlarda, fitness dergilerinde, sosyal medyada insanlar size bir şeyler göstermek istiyor, ürün veya hizmetlerini satmak istiyor. Ürününü satmak isteyenler de reklamların etkileyici olması için doğal sporcu kullanmak istemiyor. Bugün birçok sporcu, hatta antrenör eğer bu maddeleri kullanmazlarsa aç kalmaya mahkumlar. Çünkü reklamları doğal sporcular sunsa, insanlar satın almak bir yana, bu sporcunun başarısız olduğunu düşünüyorlar! Ya da bir spor salonu tercih ederken içerisindeki hocalar dev gibi olmazsa, insanlar o spor salonunda verim alamayacaklarını düşünüyorlar. Haliyle daha fazla para kazanmak için de pazarlamacılar “Acaba sunduğumuz ürün ya da hizmetin karşılığında insanlar da aynı verimi alabilir mi?” diye düşünmek istemiyor.
Ne yazık ki çok az sayıda insan, bu şekildeki fitness sektörü içerisinde dürüst olarak ayakta kalabiliyor!
Bu sektörde çalışmak istemiyorum Mark… – Glenn Pendlay
(Strong Enough?’da Mark Rippetoe aktarıyor)
think
Yanlış Fizik Algısına Biz Neden İnanalım Ki?
Pazarlamacılar para kazanmalılar, fakat biz her reklama inanmak zorunda değiliz. Ancak en başta zaten tüketici rasyonel düşünemediği için sektör bu şekilde ilerliyor.
Egzersiz biliminden tamamen uzak antrenmanlar, işe yaramayan ve hatta zararlı olabilecek supplementler, doğal olarak elde edilemeyecek kadar iyi bir fizikle beraber sürekli önümüze çıkıyorsa; insanlar bunları tükettiği için olsa gerek. Eğer tüketici akıllı olursa, karşılarına ona göre bir arz çıkacaktır.
Fakat ne yazık ki insanların zaafları var, bu reklamların gerçek olduğuna inanmak istiyorlar. Çevrede bunca yalan, bize duymak istediğimizi söyleyince, gerçeği kabul etmek de büyük bir erdem istiyor. Özellikle gençler, kas kütlesi sahibi oldukları zaman hayatta başka hiçbir problemle karşılaşmayacaklarını zannediyorlar. Bu yüzden hayranlık ağır basıyor ve bir süre sonra normalin tanımı değişiyor.
Bu aşamada da rüyayı müdafaa etme ağır basıyor. Özellikle karakteri oturmamış gençler, sporun sağladığı karakter kazanımını sağlamanın tam aksine, sektörün piyonu olup çıkıyorlar. Sosyal medya hesaplarında “En sevmediğim şey, herkes gibi sıradan olmaktır” yazanlar, ne yazık ki aslında sıradanlığın ötesinde, tam da sektörün istediği gibi fanatik olduklarını fark edemiyorlar. Gerçeği göstermek isteyenler ise Mike O’Hearn’ın dediği gibi cahil, tembel ve kıskanç olarak görülebiliyor.
Kandırılan insanları kandırıldıklarına ikna etmek, onları kandırmaktan daha zordur! – Mark Twain

Doğal Vücut Geliştirmenin Çarpıklığının Getirdiği Sonuçlar

Esas bu yazıya dahil etmek istediğim konu, fitness sektörünün içerisindeki bu sahtelik profesyonel olmayan, sadece sağlıklı ve estetik olmak, hayat kalitesini artırmak isteyen insalar üzerinde şu etkileri yapıyor:
1- Doğal vücut geliştirme ve onun sınırlarının anlaşılmaması, doğru bilgiye erişimin önüne engel oluyor. Eğer referans olarak büyük kolları, egzersiz biliminden daha yukarıda tutarsak; absürt antrenman programları, zararlı beslenme anlayışları ve para tuzağı supplementler tam da bugün olduğu kadar yaygın oluyor.
Ağırsağlam’ı oluşturma nedenim de tam olarak bu zaten. Henüz bu okuduğunuz rehberler gibi makaleleri ve videoları hazırlamadan önce insanlara antrenman programları ile ilgili anketler yapmıştım. Aldığım yanıtların %90’ı, insanların ne kadar kötü, hatta zararlı antrenman programlarına sahip olduğunu gösteriyordu. Üstelik insanlar antrenmanlarını ve beslenmelerini ekstra efor ve para harcayarak yapıp, olması gerekenden düşük sonuçlar alıyorlardı.
Çok şükür bugün daha iyi bir konumdayız.
Vücut geliştirme sporu ile ilgili şu acı gerçekleri akıllı sporcular olarak farketmemiz gerekiyor:
  • Vücut geliştirme sporunun bugünkü hali, ilaç ve kullanılan ilacı çok büyük yan etkilere maruz kalmadan tolere edebilecek genetikten ibarettir. Sporculuk bu ikisinin çok ardında geliyor.
  • Elit seviye vücut geliştirmeciler, bir senede performans artırıcı ilaçlara harcadıkları paranın yarısıyla daha ucuz ilaçları kullanarak spor yapsalar, ciddi oranda ölçü kaybederler.
  • Vücut geliştirme sporcularının ciddi bir kısmı, henüz lise seviyesindeki bir sporcuya dahi antrenman yaptıracak bilgiye ve donanıma sahip değil.
2- Vücut geliştirmenin bugünki pazarlama politikalarından dolayı, gençler doğal vücut geliştirmeyi olması gerektiği gibi hayat kalitelerini artıracak bir unsur olarak uygulamak yerine; sanki profesyonel sporcularmış gibi hayatlarının merkezinde tutuyorlar ve geleceklerini kötü yönde etkiliyorlar.
Spor bize destek olmak için var, hayatımızı adayalım diye değil. “No pain no gain”, “en çok nefret ettiğim, diğer insanlarla aynı olmak” tadındaki felsefeler, bizi aslında tam olarak diğer tüm bu şekilde düşünen insanlarla beraber, geride tutuyor.
Eğer okul hayatımız, iş hayatımız, sevdiklerimizle ilişkimiz yaptığımız sporla beraber gelişmek yerine geride kalıyorsa, bir şeyler yanlış gidiyor demektir. Ancak ne yazık ki fitness sektörü şu anda tam olarak insanlardan bunu istiyor.
3- Gerçekten doğal olarak hayat kalitesini artırmak için spor yapan insanlar, doğal vücut geliştirmenin anlam değiştirmesinden dolayı küçümseniyor. Birçok insan aslında çok pozitif sonuçlar almalarına ve bundan memnun olmaları gerekmesine rağmen, popüler fitness modelleri gibi görünemedikleri için daha fazla strese giriyorlar.
Sosyal medyada ya da spor ortamlarında genç – yaşlı, insanlar birbirlerine yardımcı olmak ve sporun güzelliklerinden keyif almak yerine; birbirleri ile kıyaslamalar yapıp pozitif ortamı bozuyorlar. İnsanlarda beden algı bozukluğu, bigorexia gibi psikolojik sorunlar oluşuyor ve bununla başa çıkamayan insanlar da bu maddeleri kullanmamaları gerekirken, kullanmak zorundalarmış gibi hissediyorlar.
Ayrıca sırf bu sebepten dışardan bakan insanlar için pozitif olması gereken spor ortamları negatif bir intiba bırakıyor. Birçok genç fiziklerini yeterli bulmadıkları için spor salonlarına kayıt olmaktan çekiniyorlar! Ne yazık ki sırf bu sebepten sporun faydalarından uzak duran insanlar var!
4- Bu maddelerin sağlığa olumsuz etkileri var ve bilinçsiz kullanımı ne yazık ki ölümlere bile neden olabiliyor. Bu da aslında spor yapması gereken insanları spordan soğutuyor ve yeterli bilgisi olmayan insanlar sporun zararlı olduğunu bile düşünüyorlar!
5- Kadın sporcular da elbette erkeklerle aynı sebeplerden dolayı doping kullanıyorlar. Ve bu ilaçlar kadınlara erkeksi bir görüntü verebiliyor. Sıradan bir kadın için ise bu görüntü oldukça itici oluyor ve sırf bu sebepten kadınlar ağırlık çalışmasının onları erkeksi şekle büründüreceğine inanıyorlar. Aslında ağırlık çalışıp hayat kalitelerini yükseltmeleri gerekirken, ya vücut geliştirmek için etkisiz spor dallarına yöneliyorlar; ya da hiç spor yapmıyorlar.
Bu sebeplerin her birini anlamamız, daha kaliteli bir fitness ortamı oluşturmamız için oldukça önemli.
Çevrende gördüklerinin seni etkileyip yanlış yönlendirmesine izin verme. Yaşadığımız dünya yanlış değerlerle, yanlış fikirlerle, yanlış yollarla ve illüzyonlarla dolu. Fakat sen bu dünyanın bir parçası değilsin. – Sai Baba
Artık piramidimizin ilk basamağı ile antrenman bilimine dalabiliriz:
Read More