Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2019 Pazar

Dünyanın en fazla okunan kitabı 2019

Dünyanın en fazla okunan kitabı 2019 -VATAN SUNUCUM

kitaplar ile ilgili görsel sonucu

Dijitalleşme her geçen gün artsa da kitapların ehemmiyeti ve yeri hala aynı. İngiltere merkezli Dünya Kültürü Puan Endeksi verilerine baktığımızda dünyada en çok kitap okunan ülkenin Hindistan olduğunu görüyoruz. Türkiye ise bu listede 18 listede bulunuyor. Ülkemizde haftada vasati 5 saat 54 dakika kitap okunuyor. Dünyada en çok kitap okuyan ülkelerin ilk 10’unda Asya’dan ülkeler olduğunu da belirtelim. Veriler arasında dünyanın en çok okunan kitap da bulunuyor. Dünyada en çok okunan Kur’an-ı Kerim olarak karşımıza çıkıyor. İkinci sırada ise İncil bulunuyor
Read More

Yabancı Dil Öğrenmenin 10 Kolay Yolu

Yabancı Dil Öğrenmenin 10 Kolay Yolu

  Yabancı Dil Öğrenmenin 10 Kolay Yolu

1. O ülkede dil eğitimi alın.

1. O ülkede dil eğitimi alın.
Hangi dili öğrenmek istiyorsanız yapabileceğiniz en iyi 12’lik vuruşun ilgili ülkede dil eğitimi almak olduğunu unutmayın. Yabancı dil öğrenmenin en kolay ve en verimli yolu, o dilin yerinde öğrenmek olduğunu bilerek, bilinçli olarak dil okuluna gidin. Bu eğiliminiz size gösterecek ki, kolayca yeni bir dil öğrenebiliyorsunuz ya da mevcut dilinizi çok daha hızlı geliştirebiliyorsunuz. Bir dile ne kadar çok maruz kalırsanız, o kadar çabuk öğrenebilirsiniz. Dolayısı ile kendinize şans verin ve bir dil ile yepyeni bir kültür ile tanışın. Yabancı dili kolay öğrenmek için o ülkede dil eğitimi alın! 🙂
Dil okulu keşfetmek için “Yurtdışında Dil Okulları” konu başlıklarını bizimle keşfedin! 🙂



2. Yabancı dizi/filmleri altyazılı izleyin.

2. Yabancı dizi/filmleri altyazılı izleyin.
Yabancı dil öğrenirken izlediğiniz dizi veya filmleri altyazı eklemeniz sizin dili hızlı öğrenmenize fayda sağlayacaktır. Bir dili yalın düşünmek yanlış olur. Dili besleyen kültür öğesini göz ardı etmeden, o kültüre kendinizi yakınlaştırmanın en kolay ve en hızlı yolu yabancı dil ve filmlerden geçmektedir. Bu durum size dilin içerisinde barındırdığı deyim ve atasözleri gibi derin anlamla kelimeleri ve cümleleri de öğretmekle kalmayacak, üstüne üstlük farklı durumlarda karşı o dilin ve kültürün yaklaşımını öğreneceksiniz. Türkçe öğrenen birini düşünün, Türkçe diziler izlemeden ne kadar bir Türk gibi konuşabilir? Önemli olan sadece dili öğrenmek dili, dili meydana getiren kültürü de keşfetmek! 🙂 O zaman “İngilizce Öğrenmek için En İyi 5 Dizi” yazısını ziyaret etmenin tam zamanı! 🙂

3. Youtube videolarından yararlanın.

3. Youtube videolarından yararlanın.
Yabancı bir dil öğrenmenin en pratik yolu olan Youtube videoları özellikle kısa sürede, hızlı bir şekilde bir dile hakim olmanızı sağlayacaktır. sizin anlayabileceğiniz şekilde anlatımı kolay bir kanal bulursanız dil öğrenmenin hiçte zor olmadığını fark edeceksiniz. Youtube üzerinde komik videolar çeken fenomen kanallar ise size öğrenmek istediğiniz dilinde kültürünü anlamanız konusunda sizlere yardımcı olacaktır. Bu konuda Yabancı Dil Öğrenmek için En İyi 18 Youtube Kanalı ve Evde İngilizce Konuşmayı Öğretecek En İyi 5 Youtuber yazılarımızı keşfetmeyi unutmayın.

4. Sevdiğiniz şarkıları tercüme edin.

4. Sevdiğiniz şarkıları tercüme edin.
Belki de dil öğrenmenin en eğlenceli yolu olan sevdiğiniz şarkıları tercüme etmek, yeni bir dil öğrenmenin en kolay yollarından biridir. Şarkıları tercüme etme egzersizleri ile fark edeceksiniz ki, Türkçe’de olan devrik yapıların, havalı ve ağır cümle tarzlarının çok benzerleri diğer dillerde de var. Bu yapıları hızlıca öğrenebileceğiniz bir yöntem olan şarkı çevirileri ile yabancı dil öğrenmenin keyifli yönlerini keşfedeceksiniz. Kolay ve anlaşılır şarkılara odaklanmanızı tavsiye ederiz. Son zamanların en popüler şarkıları arasında yerini alan Ed Sheeran’ın Perfect şarkısını çevirmeye başlayabilirsiniz. Telefonda dinlediğiniz şarkıların sözlerini takip etmeniz için Musixmatchuygulamasını kullanmanızı öneririm. Hem ücretsiz hem de bazı şarkılar yabancı dilde olsa bile Türkçe çevirileri mevcut.

5. Kolay kitaplar okuyun.

5. Kolay kitaplar okuyun.
Hepimiz belki de her dil öğrenmek istediğimizi söylediğimiz kişilerden duyduğumuz klasik bir dil öğrenme yöntemi olan kitap okumak, gerçekten işe yarıyor desek? Bir defasından çok iyi İngilizce konuşan arkadaşımdan nasıl bu kadar iyi olduğunu sorduğumda; “Herkes tüm Harry Potter serisinin kitapları okusa İngilizceyi öğrenir.” demişti. Tecrübe ile sabit denilebilecek bu klasik egzersizi dil öğrenmek için en son ne zaman uygulamıştınız? Bize sorarsınız kolay ve anlaşılabilir nitelikte bir kitap tercihinde bulunmanız size hem dili kalıplarını, hem zaman (tense) kullanımı hem de kelime dağarcığı geliştirmesi bakımında çok zengin bir içerik ile dil öğrenmenize katkı sağlayacaktır.

6. Öğrendiklerinizi kendi kendinize konuşun.

6. Öğrendiklerinizi kendi kendinize konuşun.
Yabancı dil öğrenmenin en kolay, en uygulanabilir yollarından biri olan öğrendiklerinizi kendi kendinize konuşmak, oldukça verimli egzersizdir. Öğrendiklerinizi ayna karşısında kendinize söylemek, dile ne kadar hakim olduğunuzu ve dil aksanınızın ne derece de olduğunu kolayca fark etmenizi sağlayacaktır. Ekstradan kendinizle konuşurken ses kaydı yaparsınız, kayıtlarınızı dinlemekte sizlere öğrenmek istediğiniz yabancı dil ile alakalı fikir verecektir. Çoğu zaman öğrendiğimizi varsayarak ilerliyoruz, bir müddet sonra unuttuğumuzu fark ediyoruz çoğu şeyi… Kendi sesinizi dinlemek, yeni öğrendiğiniz kelimeleri kolayca unutmanıza izin vermeyecektir.

7. Kendi kelime not defterinizi oluşturun.

7. Kendi kelime not defterinizi oluşturun.
Kendi kelime not defterinizi oluşturarak dili öğrenmenize en büyük katkıyı sağlamış olursunuz. Yabancı dil öğrenirken, yeni kelimelere sürekli maruz kalacaksınız. Bu yeni kelimeleri sık sık hatırlamanız biraz işi zorlaştıracaktır. Öğrendiğiniz kelimeleri not etmek, özellikle de uyumadan önce bu kelimeleri öğrenmek dil öğrenmenizi en kolay hale getirecektir. Gece yatmadan önce ders çalıştığınızda, öğrenmek istediğiniz şeyi sabah hatırladığınızı fark edeceksiniz. Bu şekilde öğrenme sürecini hızlandırabilirsiniz. Yabancı dil öğrenmenin en kolay yolundan biri olan kendi kelime not defterinizi oluşturmak bu sürecin en verimli egzersizlerinden biri olduğunu unutmayın.

8. Telefonunuzun dilini öğrenmek istediğiniz dile çevirin.

8. Telefonunuzun dilini öğrenmek istediğiniz dile çevirin.
Yabancı dil öğrenmenin en kolay yollarından biri de telefonunuzun dilini öğrenmek istediğiniz dile çevirmektir. Bu şekilde öğrenmeye çalıştığınız dilin sık kullanılabilecek nitelikteki terimlerini de öğrenmeye başlarsınız. “Arama”, “Cevapla”, “Reddet”, “Ayarlar”, “Oynat” vb. başlıkları kolayca öğrenmeye başlarsınız. Kolay bir şekilde dil öğrenmenin püf noktasının dile maruz kalmak olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Yabancı dilinizi öğrenirken ne kadar çok zamanınızı o dil ile geçirirseniz, öğrenmeniz o kadar kolay ve hızlı olacaktır. Özellikle Iphone kullanıcıları Siri uygulamasını öğrenmek istedikleri dil ayarlarına da çevirerek de kendilerine dil öğrenme konusunda yardımcı olabilirler.

9. Çalışma kartlarınızı hazırlayın.

9. Çalışma kartlarınızı hazırlayın.
Üniversitede ya da lisede hazırlık eğitimi alanların karşılaştığı bir egzersiz olması çok mümkün olan, çalışma kartları hazırlamak dil öğrenme konusunda oldukça eğlenceli bir egzersizdir. Yabancı dil öğrenirken eğleniyorsanız, sizin için dil öğrenmek bir külfet değil, bir eğlencedir. Kendinize çalışma kartlarını hazırlarken, ön yüzüne öğrenmek istediğiniz kelimeyi yazın. Arka yüzüne ise yine o dilde öğrenmek istediğiniz kelimenin açıklamasını yazabilirsiniz. Bu şekilde hem aynı dili öğrendiğiniz arkadaşlarınız ile keyifli bir şekilde egzersiz yapabilir, hem de öğrenmek istediğiniz kelimelere daha sağlam hakim olabilirsiniz. Unutmayın, eğer eğlenerek öğreniyorsanız dil öğrenmek sizin için bir keyif unsuru olacak, külfet olarak görmeyeceksiniz. Bu şekilde öğrenmeniz daha hızlı ve daha kolay olacaktır. Hem dil öğrenmek neden külfet olsun ki, değil mi? 🙂

10.Sosyal medyayı kullanın.

11. Bonus : Sosyal medyayı kullanın.
Yabancı dil öğrenmenin en kolay ve en pratik yoludur. Özellikle çok sık sosyal medya kullanan biri iseniz, öğrenmek istediğiniz dilde fenomen olan hesapları takip ederek, dilin direk mutfağında pişebilirsiniz. Her ülkenin fenomeni illaki oluyor ve onlara Youtube üzerinden ya da Instagram üzerinden rast gelmeniz pek mümkün… Hal böyle olunca size takip etmek, o dilin içerisinde kaybolmak düşüyor. İlk başlarda elbette zorlanacaksınız ama pes etmeyin, sabırlı bir şekilde dile maruz kalmaya devam edin. Yabancı dil öğrenmenin en kolay yolu olan o dile maruz kalmayı kendinize sık sık hatırlatın ve motivasyonunuzu kaybetmeyin. Bu şekilde bir haftanızı geçirdikten sonra öğrenmek istediğiniz yabancı dile daha adapte olduğunuzu fark edeceksiniz. Yabancı dil öğrenmenin en önemli noktası belkide sabretmektir. Sabret, dene ve öğren! 🙂
www.edumag.net
Read More

Nasıl daha rahat İngilizce öğrenilir ve yararları nedir ?

Nasıl daha rahat İngilizce öğrenilir ve yararları nedir ?

İngilizce sadece anadili olanlara ait bir dil değildir, herkese aittir. Halihazırda dünya nüfusunun çeyreğinin konuşmakta olduğu İngilizce, size yolunuzu açan birçok imkan sağlamaktadır: yurt dışında eğitim alma, ülkenizde kariyer söz konusu olduğunda sizi diğer rakiplerinize göre güçlü kılma, seyahat ve dünyanın her yerinden arkadaşlar edinebilme özgürlüğü.

ingilizce ile ilgili görsel sonucu

İŞ İÇİN İNGİLİZCE...

  • Daha fazla kazanç Dünyanın neresinde olursanız olun, İngilizce biliyor olmanın faydaları göz önündedir. Örneğin Hindistan'da akıcı İngilizce konuşanlar diğer iş arkadaşlarına göre %34 daha fazla kazanıyor.
  • Daha fazla iş imkanı İşverenler genellikle İngilizcede yetkinlik ararlar. Economist Intelligence Unit tarafından yapılan araştırmaya göre; uluslararası yöneticilerin neredeyse %70'i, hedeflerine ulaşabilmenin İngilizceye tam anlamıyla hakim olmalarını gerektirdiğini söylüyor.
  • İş dünyasının ve diplomasinin dili Harvard Business Review dergisine göre, çok uluslu şirketler iletişim kurabilmek için İngilizceyi kullanırlar tıpkı NATO, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası gibi.

EĞİTİM İÇİN İNGİLİZCE...

  • En prestijli üniversitelerde okumak istiyorsanız İngilizce bilmeniz gerekir. The Times Higher Education dergisine göre, dünyanın en iyi 10 üniversitesi İngiltere ve Amerika'da yer almaktadır ve İngilizce eğitim vermektedir.
  • Dünyanın en etkileyici araştırmalarına erişim sağlayın. İngilizce, modern akademik dünyanın, akademik yayın ve iletişimlerin dili haline gelmiştir.
  • İnternetin gücünü kullanın. W3Techs tarafından yayımlanan araştırmaya göre tüm internet sitelerinin yarısı İngilizcedir.
ENGLISH... FOR YOUR PERSONAL JOURNEY

BİREYSEL YOLCULUĞUNUZ İÇİN İNGİLİZCE...

  • Daha zeki hale gelin. Yabancı bir dil öğrenmenin beyin gücünüzü artıracağınızı biliyor muydunuz? Çalışmalar göstermiştir ki, iki ya da daha fazla dil konuşanlar daha kararlı oluyorlar ve hafızaları daha güçlü oluyor!
  • Dünyanın en iyi müzik film ve dizilerinden birçoğu İngilizce dilindedir. Sevdiğiniz bir diziyi dublajsız ya da alt yazısız izlemek mükemmel bir duygudur!
  • Doğrudur - seyahat etmek zihninizi genişletir. The Atlantic tarafından hazırlanan makaleye göre; seyahat edenler daha yaratıcı olurlar; kendileri güvenleri ve tatmin duyguları evde zaman geçirenlerden daha fazladır. Kaplan International ile yaşayacağınız eğitim macerası sizi büyüleyici şehirlerde unutulmaz bir yolculuğa çıkaracak.
  • Neden kendinizi burada durdurasınız? İngilizceyle nereye giderseniz gidin mutlaka sizinle konuşacak birilerini bulabilirsiniz. Bu sizin dünyanız... Gidin ve keşfedin.
Read More

SİNEKLİ BAKKAL

SİNEKLİ BAKKAL

SİNEKLİ BAKKAL
Halide Edip Adıvar'ın ilk romanları ile Sinekli Bakkal arasında ro­man türü bakımından ayrım büyüktür. Onun için Sinekli Bakkal'a gel­meden önce, ilk romanları üzerinde kısaca durmak doğru olacaktır.
Raik'in Annesi (1909), Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913), ilk örneğini Aşk-ı Memnu'da gördüğümüz, sorunu bireysel, psikolojik aşk romanlarıdır. Yazar, kahramanlarını yakıp yıkan bir sevgiyi dile getirmek istediği için onların iç dünyasına yönelir ve bu sevginin zamanla şiddetli bir tutkuya dönüşümünü sergiler. Önemli olan, birkaç kişi arasında kurulan duygusal ilişkilerin gelişimidir ve bundan ötürü bu romanlar da Aşk-ı Memnu'da olduğu gibi dar bir çevrede geçerler. Gerçi hemen hemen hepsinde Fransa, İngiltere, Almanya gibi dış ülkelere gidişler vardır ve olayların bir kısmı orada geçer; ama yine romanın aynı birkaç kişisi arasında. Ayrıca kahramanların başka bir ülkede olmaları onları aile çevresinden uzaklaştırarak başkalarına kapalı bir mahalde bir araya getirmeye ve Türkiye'de güç olacak bir kadın erkek arkadaşlığı için elverişli ortamı sağlamaya yarar. Handan'da Refik ve Handan Londra'da kalırken İngizlerden ayrı kendi dünyalarında yaşarlar, Londra ve İngiliz toplumu romana girmez. Okura sunulan iki üç kişi arasındaki yoğun duygu­sal ilişkidir. Son Eseri'nde de Feridun ile Kâmuran Almanya'da Königsi'de kalırlar ama bu kasaba onların rahatça buluşup görüşebilecekleri bir yer olmaktan öteye gitmez.
Bu ilk romanlarda ön planda gelen kadın kahraman olduğu ve yazar onu bir erkeğin gözüyle değerlendirmek istediği için romanlarının anlatıcısı olarak bu kadına âşık ya da hayran bir erkeği seçer, Raik'in Annesi'nde Siret'i, Seviye Talip'te Fahir'i, Son Eseri'nde Feridun'u, Yeni Turan'da Asım'ı, Ateşten Gömlek'te Peyami'yi. Handan'da mektup yöntemini kullanır Adıvar. Dolayısıyla romanın bir tek anlatıcısı yoktur, ama mektupların konusu Handan'dır yine de ve çoğu Handan'a âşık Refik'in kaleminden çıkar. Bu yöntem anlatıcı rolündeki erkeğin kadına hayranlığını, ondan etkilenişi, onu değerlendirişini, ona beslediği duyguları ve içine düştüğü ikilemi okura do­laysız olarak sergileyebilmek için uygun bir yöntemdir.
Romanı anlatan erkeğin kadını tanıması da onun olağan dışı ki­şiliğini vurgulamaya hizmet edecek biçimde ayarlanır. Erkek ise ön­ce ayarlanır, kadın kahraman hakkında başkalarının görüşlerini işitir ve olumsuz bir izlenim alır. Seviye Talip adını Fahir ilk kez bir toplan­tıda duyar. Kocasını bırakıp sevdiği adama kaçan bu kadının adının toplantıda anılması bile ayıp sayılır. Refik ise Handan'ı başkaların­dan, özellikle karısından dinler. O da olumsuz bir izlenimle başlar. Son Eseri'nde aynı durumu gözlemleriz: Feridun henüz tanışmadığı Kâmuran'ı duygusuz sanır ve sinirine dokunduğunu söyler. Ancak bu erkeklerin, kadını tanıdıkça onun yüksek değerlerini nasıl yavaş ya­vaş keşfedip sonunda ona âşık oluşlarını anı defterlerinden ya da mektuplarından adım adım izleriz. Anlatıcı rolündeki erkek kahrama­nın baştaki olumsuz tutumu kadının etkileyici ve büyüleyici kişiliğini vurgulamaya yarar.



Söz konusu romanların ortak bir noktası da yasak bir aşkı konu edinmeleridir. Erkek (bazen kadın da) evli olduğu için kaçınılması olanaksız bir iç çatışma romanların moral sorununu oluşturur ve ro­man, ya kadının ya da erkeğin ölümüyle biter. Adıvar tragedya öğe­sini aşk ile ahlak ilkeleri arasındaki çatışmaya dayandırmak isterse de 'acıklı'dan öteye gittiği söylenemez. Denebilir ki romanlarındaki iç çatışma da mutsuz sonuç da kadının üstün özelliklerini, gücünü ve yüksek ahlak anlayışının gerektirdiği soylu davranışını kanıtlamak amacına yöneliktir. Yalnız ötekilerden biraz farklı özellikler taşıyan Mev'ud Hüküm'de (1918) tragedya öğesi Otello'dan alınmıştır. Dok­tor Şinasi çok sevdiği karısı Sara'yı öldürür çünkü amcasının kızı Behire, Kami'nin paltosunun cebinden çaldığı Sara'nın mendilini ve bir tutam saçını, kadının ihanetinin kanıtı olarak Şinasi'ye yollar. Konu bir Otello konusu: suçsuz kadın, İago rolünde Behire, kanıt olarak, mendil, saç ve nihayet çok sevdiği karısını öldüren erdemli ama kıs­kanç koca Kasım Şinasi.
II. Meşrutiyette kadın hakları konusu, basında şiddetli tartışma­lara yol açmış; Batıcılar ve bazı kadınlarımız kadın haklarını savun­muşlardı. Bu arada Kadınlar Dünyası, Mehasin, Kadın ve Demet gi­bi kadın dergileri çıkarılmış ve bazı kadın dernekleri de kurulmuştu1. Adıvar da kadın sorunu üzerinde durmuş, yazılar yazmış, bu işte fa­al bir rol oynamıştı2. Yazarın, biraz da kendi olduğu söylenen bu ka­dın kahramanları, o dönemde ideal saydığı Türk kadınını temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her şeyden önce güçlü bir kişiliği olan, haklarını savunan, Batı terbiyesi almış, ama Batılılaşmayı giyim kuşamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat kolunda yetenek sahibi, yabancı dil bilir, kültürlü ve çekici ka­dınlardır.
Bir tür ütopya sayılabilecek olan Yeni Turan (1912) Adıvar'ın yurt sorunlarına ağırlık verdiği ilk romanıdır. Ateşten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye'de de (1923) Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da tanık olduğu kahramanlıkları, direnişleri, ihanetleri anlatır. Bununla birlikte, bireysel bir aşk sorununun aşıldığı bu romanlarda da yücel­tilmiş kadın kahraman yerini korur. Ancak bu kez, yine olağan dışı bu kadın, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsılan bir aydın ya da bir sanatçı olarak değil, ulusal dava peşinde erdemlerini kanıtlayan, ya da düşmana karşı savaşan bir yurtsever olarak çıkar karşımıza.
Adıvar'ın ilk yapıtlarında Türk okuruna sunduğu bir yenilik, yarattığı bu kadın imges'idir. Bu imge toplumda birbirine karşıt olarak algı­lanan bazı değerleri uzlaştırdığı için önemliydi. İslam-Osmanlı gele­neklerine göre ev kadını olarak yetiştirilmiş, kapalı, basit ve cahil ka­dın, aydın kesimin gözünde geri kalmış bir uygarlığın simgesi gibiy­di. Beri yandan, Batılılaşmış "asrî" kadın da köklerinden kopmuş, de­ğerlerini şaşırmış, serbest davranışları kuşku uyandıran bir kadındı. Adıvar'ın kahramanları işte bu çelişkiyi kendilerinde uzlaştırmakla bir özleme cevap veriyorlardı. Çünkü bunlar hem Batılılaşmış hem de ulusal değerlerine bağlı kalmış, hem okumuş ve serbest hem de na­mus konusunda çok titiz, ahlakı sağlam kadınlardı. Gerektiğinde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadınlar dişiliklerini de koruma­yı başarmışlardı üstelik.
Adıvar'ın bu kitabıyla yeni bir aşamaya vardığını, sanatında ileri bir adım attığını görürüz. Daha önceki yapıtlarının bireysel konularını, dar sınırlarını aşarak topluma ve sorunlarına felsefî bir açıdan bakmaya çalıştığı bir roman bu. Sinekli Bakkal'ın daha önce sözünü ettiğimiz romanlarından farklı özellikler gösterdiğini söylemiştim, Adıvar ilk romanlarında, kafasındaki bir kadın kahramandan çıkar yola Yapıtın yazılmasının nedeni bu kadın imgesi olduğundan, olay örgüsü, kadının merkez olduğu aşk ilişkilerine bağlı olarak gelişirken, romanın öğeleri onun kişiliğini belirtmek için kullanılır. İstanbul'da II Abdülhamit dönemindeki Türk toplumunun panaromik bir tablosunu çizen Sinekli Bakkal'ın olay örgüsü ise topluma yayılarak genişler ve siyasal, toplumsal, dinsel sorunlarla örülmüş olarak gelişir. Rabia önceki kahramanlardan izler taşımakla birlikte ne merkezidir Sinekli Bakkal'ın ne de yazılmasının nedeni. Tersine bazı sorunların ele alınması için bir araç da olur zaman zaman. İlk romanların kişileri, yaşadıkları toplum çevresinden soyutlanmış izlenimini verecek kadar bireysel hayatlarını yaşarlar; Sinekli Bakkal'da ise kişiler belli bir toplumun kişileridir ve sevinçleri, acıları o dönemin tarihsel ve toplumsal koşullarından soyutlanmış değildir.
Tekrar tekrar basılan Sinekli Bakkal'ın, okuru en çok çeken yönü de herhalde II. Abdülhamit döneminin İstanbul'unu, her zümreden insana yer vererek anlatmasıdır. Fakir kenar mahallesi, zengin konak­ları ve saray çevresiyle. "Kitabın asıl güzel ve büyük tarafı, yerli ol­ması, bize ait şeylerle dolu olması ve cemiyet hayatımızın çok mü­him bir dönüm yerinde, ondan kesilmiş bir makta gibi canlı, vazıh ve türlü maniyerden uzak bir aynası olmasıdır." diyor Ahmet Hamdi Tanpınar da3. Ne var ki Adıvar bir dönemi yansıtmakla yetinmiyor; ama­cı yalnızca belli bir tarih dönemindeki yaşamı canlandırmak değil, aynı zamanda bu insanların yaşamı dolayısıyla genel bazı siyasal ve toplumsal sorunlarla ilgili düşüncelerini anlatmak. Bundan ötürü ro­mana koyduğu çeşitli çevrelerin bir işlevi de belli değerleri temsil et­mektedir. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancıl değerleri sürdüren halk sınıfını; Hilmi ve arkadaşları devrimci aydınları; saray çevresi ise yozlaşmış yönetici sınıfı temsil eder. Güzel sesli Rabia'nın hafız olarak bütün bu çevrelere girebilmesi sayesinde bu çev­reler bir olay örgüsü etrafında toplanır ve yerlerini alırlar.
Roman iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısmın ana teması, Abdülhamit'in istibdat idaresi karşısında ayaklanıp devrim yapmanın doğru olup olmayacağı sorunudur. Romanın başında Sinekli Bakkal mahal­lesini, Rabia'yı ve ailesini tanırız. Babası sürgüne yollanan Rabia'yı, Düyükbabası imam Hacı ilhami Efendi hafız olarak yetiştirir. Kız daha on bir yaşında mevlitlerde aşir, ramazanda camilerde mukabele okurken Selim Paşa'nın konağa çağrılır. Böylece ikinci bir çevreyle tanışırız: Zaptiye Nazırı Selim Paşa'nın konağı. Rabia bu konakta Mevlevi Şeyhi Vehbi Dede'den alaturka musiki dersi alır.
Abdülhamit'in "zulüm aleti" Selim Paşa acımasız bir zaptiye na­mdır. Padişahın düşmanlarına ya da düşmanı saydıklarına göz açtırmaz, ama yaptıklarını çıkar hesabıyla değil, gerçekten doğru olduğuna inandığı için yapar. Padişah ile devlet kavramını ayıramayan bu adam kendi oğlu için, "Hilmi'nin Genç Türk olduğunu görsem tabanlarını didik didik edecek bir falakaya çeker sonra Fizan'a sürerim." diyecek kadar padişaha sadık bir nazırdır. Oğlu Hilmi, Genç Türk hareketine bulaşmış, Abdülhamit rejiminin düşmanı ve baba­sından ötürü utanç duyan bir gençtir. Baba oğul arasındaki bu görüş ayrılığı romandaki siyasal çatışmayı ve dolayısıyla siyasal sorunu yaratır.
"İstibdat idaresi" karşısında takınılacak tutum ne olmalı? Bir yanda padişah ve yönetici sınıf, bir yanda da "başlarında boza" pişen halk vardır ve Adıvar gerçi zorbaların karşısında ve içtenlikle halktan yanadır ama savunduğu mistik felsefe ve gelenekçiliği, şiddete ve devrime inanan Genç Türkler'i onaylamasına engeldir. Duruma kendi felsefesiyle uyuşacak bir çözüm önermek amacıyla bu soruna eği­lir hemen. Şunu da belirtmeliyim ki yazarı burada ilgilendiren ne Ab­dülhamit'in genel politikasıdır ne de Genç Türkler'in programı. O sa­dece şiddete başvurarak devrim yapmanın doğru olup olmadığı so­rusuna eğilmektedir.
Bu siyasal ve bir bakıma ahlaksal sorunu ortaya atmak için Adı­var, Hilmi'nin odasındaki bir toplantıdan yararlanır. Bu toplantıda Hil­mi ve arkadaşlarından başka, piyanist Peregrini ile romanda, Doğu'nun vardığı en ince, olgun, gerçek din anlayışına örnek olarak su­nulan Vehbi Dede de vardır. Okuru her vesileyle Vehbi Dede'den ya­na etkileme yollarını arayan yazar fırsat buldukça onun zerafetinden, olgunluğundan, sükûnunu bozmayan bilge kişiliğinden söz eder. Bir ara, Peregrini'nin, şeytanın insanlara bilginin anahtarını verdiğini id­dia etmesi üzerine bu konuda ne düşündüğünü Vehbi Dede'den so­rarlar. İşte bu sorudan yararlanarak romanın metafizik tezini bile Dede'nin ağzından açıklar yazar...
Romanın ikinci yarısında sanat açısından bir düşüş göze çarpar. Bunun nedenlerini incelemeden önce ikinci kısmın temalarına ve ge­lişimine bir göz atmak yerinde olacak.
Siyaset ve devrimle ilgili çizgi gerçi kitabın sonuna kadar sürer, ama sürgün olayı ile kapanan birinci kısımdan sonra arka plana dü­şer ve çok az yer tutar. Birinci kısımda Genç Türklerle ilgili tema olaylarının gelişmesinde ve nihayet, gerek Rabia'nın evinin gerekse Selim Paşa konağının acıya boğulmasında baş etkendir, ikinci kı­sımda ise ana tema evlilikle sonuçlanan Rabia ile Peregrini ilişkisi ve fakir Sinekli Bakkal mahallesiyle yozlaşmış saray çevresinin karşılaştırılmasıdır.
Adıvar'ın savunduğu değerlere ters düşen yalnız Genç Türkler değil yönetici sınıftır aynı zamanda. Onun için romanda bu sınıfın in­sanlarını eleştirmek isteyen yazar, bir yolunu bulup bizi saray çevre­sine de sokacaktır. Tevfik'in sürgüne yollanmasıyla geçim sıkıntısına düşen Rabia'ya yardım etmek ve ona üzüntüsünü unutturmak için Peregrini bir çare bulur: Sarayda alaturka bir orkestra kurmayı öner­miştir ve Rabia, Abdülhamit'in yeğeni şehzade Nejat Efendi'nin evin­de üç kıza müzik dersi vererek onları yetiştirecektir. Vehbi Dede de ikinci mabeyinci Saffet Bey'in konağında okutulacak mevlidin Rabi­a'ya okutulmasını sağlar. Böylece önümüzde yeni bir çevre açılır: Saray çevresi. Yazarın bu sınıfın insanlarını eleştirirken üzerinde durduğu noktaları şöyle özetleyebiliriz.
Bu sınıfta yozlaşma kısmen kendi geleneklerimizden, milli zevk­ten koparak Batılılaşma hevesinde görülür. Bunun bir örneğine ro­manın birinci kısmında Dahiliye Nazırı Zati Bey'in konağında rastla­rız. Zati Bey kadına ve aşağılık eğlencelere düşkün rezil bir adam­dır. Beyoğlu dükkânlarından alınmış eşya ile tıklım tıklım dolu evi "zamanın alafrangalığa özenen yeni evi"dir (s.107). Yerli değerler­den kopmanın bir örneğini de mabeyinci Saffet Bey'in akrabası Behire Hanım'ın kocasında ve kızlarında buluruz. Öğrenimini Avru­pa'da yapmış bu mühendise göre Avrupa'dan gelen her fikir yüzde yüz doğrudur. Fransız mürebbiyelerin elinde yetiştirdiği, Türkçe okut­maya bile gerek görmediği kızları da babaları gibi yerli olan her şe­ye dudak bükerler.
Saray çevresinde, özellikle sultan ailesi içinde yozlaşmanın bir şekli de yaşadıkları sağlıksız koşullar altında dejenere olmalarıdır. Kapalı bir hayat yaşayan, dış dünya ile bağları kesilmiş bu insanla­rın işleri güçleri de yoktur. Nejat Efendi'nin kendi biraz gariptir, ama aile üyelerinden bazıları tamamen anormaldirler. Babası Çamlıca'daki köşkünün bahçesinde havuza iskeleler yaptırmış; beyler ge­mici kılığına girer, kendisi biletçi olur, bu iskelelerden birinde bilet kesermiş. Amcazadesi Raif Efendi'nin merakı ise tulumbacılık. Arada sırada yanındaki beyler de kendi de tulumbacı kıyafeti giyer, hanım­lar içeriden yangın işareti verince tulumbayı omuzlar, sarayın bahçe­sinde koşarlarmış.
Bu sınıfın Batı taklitçiliğinin ve yozlaşmanın yanı sıra ahlaksal çöküntüsüne, gaddarlığına ve hırsızlığına da değinir Adıvar. Padişah kendisi kanlı bir zalimdir; yanında çalışanlarla birlikte inim inim inle­tir ülkeyi. Böyle bir yönetimde "İktidar sahiplerinin rekabet entrikala­rı, haddi aşan hırsızlıkları, memleketi soyup sovana çeviren, apaşi-kâr alınan ve satılan imtiyaz rezaletleri, rüşvetler ve pazarlıklar" (s.112) almış yürümüştür...
Tezli romanın bir tehlikesi, yazarı, kişiler arasındaki ilişkiyi, olay­ları tezin doğrultusunda zorlamaya itmesidir. Adıvar da bu tehlikeyi savuşturamamış. Hissediyoruz ki olaylar yazarın kafasındaki bir gö­rüşü dile getirmek için tertiplenmekte ve Rabia ile Peregrini de yaza­rın tezi gereği evlendirilmektedir. Kısacası, olayların ilk yarıdaki do­ğal gelişimi, çatışmaların yarattığı gerilim ve dramatik sahneler ikin­ci yarıda silinip giderken yerlerini Rabia ile Peregrini arasındaki zor­lama ve yapay bir ilişkinin gelişimine bırakınca roman hızını ve can­lılığını kaybediyor. Sinekli Bakkal iyi başlayan ama bir şeyler kanıtla­mak kaygısının romancılık kaygısına üstün geldiği yerde başarısını yitiren romanlarımızdandır.
Bkz. Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma (1973), s. 391-392.
Bkz. Halide Edip Adıvar, Mor Salkımlı Ev (1963), s. 130-131 ve in­ci Enginün, Halide Edip Adıvar'ın Eserlerinde Doğu ve Batı Me­selesi (1978), s. 30-32.
"Sinekli Bakkal", Yaşadığım Gibi, s. 308.
Read More

Çölde Bir Feryat: Yaban

Çölde Bir Feryat: Yaban

Çölde Bir Feryat: Yaban
Yakup Kadri'nin 1922'de yayımlanan Yaban romanı, yazarın en beğenilmiş ve en çok okunmuş yapıtıdır. Bunda, konusunun 1930lu yılların toplumsal düşüncelerine denk düşmesi kadar, yazarın öteki yapıtlarına göre daha basit, okunması daha kolay olması da etkin ol­muştur denebilir.
Yazar, Sakarya Savaşı'ndan hemen sonra, Tedkik-i Mezâlim Heyeti'ne (Yapılan Zulümlerin İncelenmesi Kurulu) görevli olarak katıl­mış, düşmanın çekilirken yakıp yıktığı yerlerde gözlemlerde bulun­muş, bunları sıcağı sıcağına öykülerinde kullanmıştır. Ahmet Celâl'in anı defteri biçiminde yazılan Yaban'ın temel malzemesi de yine bu gezi sırasında edindiği gözlemler ve izlenimlerdir.
Büyük savaşta bir kolunu yitiren Ahmet Celâl, işgalin başladı sırada, emireri Mehmet Ali'nin önerisiyle İstanbul'dan uzaklaşır; emirerinin Porsuk Çayı kıyısındaki köyüne çekilir. Yenilginin utancını yok eden, yitirdiği kolunun onurudur ve o, köyde köylüler için yitirdiği kolunun onuruyla saygın biçimde karşılanacağını sanmaktadır ama köy, hiç de "bildiğini sandığı" köy değildir. Sakat, açlıktan bir deri bir kemik kalmış, aydınlıktan payını alamamış, hocaların ve şeyhlerin elinde oyuncak olmuş insanların yaşadığı bir yerdir köy. İstanbul'un işgali, imparatorluğun çöküşü, bu insanları zerre kadar ilgilendirmemektedir. Ahmet Celâl, korkunç bir düşlem kırıklığına uğrar. O, köylüleri direniş için örgütlemeyi düşünürken köylüler onu bir "yaban olarak görmekte, onun bu köye neden geldiğini anlayamamaktadırlar.
Çölde Bir Feryat: Yaban ile ilgili görsel sonucu
Romanda tema, köylüyü tanımayan "aydınla "aydının ilgisizliği sonucu karanlıkta yaşamaya mahkûm edilen" köylünün karşıtlı çelişkisi, giderek çatışmasıdır. Aydın kökünden kopmuştur, halk ihmâl edilmiş, çağdışına itilmiştir. Yazar yer yer araya girerek aydınlara seslenir; köylünün Kurtuluş Savaşı'na ilgisizliği konusunda "aydının ektiğini biçtiği"ni, bu nedenle "hayret etmemesi" gerektiğini haykırır.
Romanın sonunda, düşmanın köye yaklaşması üzerine bütün köy halkı kaçar. Ahmet Celâl, gönül yakınlığı kurduğu, Mehmet Ali'nin kardeşinin karısı Emine'yle birlikte kaçmak zorunda kalır. Emine ağır yaralanır. Ahmet Celâl anı defterini Emine'ye bırakarak uzaklaşır. Nereye gittiği belli değildir ama yazar, daha sonra Ankara romanında, "aydın"ın "nereye" gittiğini ve "ne" yaptığını anlatacaktır.
Yakup Kadri, ilk yayımlandığı sırada "köylü aleyhtarı" oldu köylüyü aşağıladığı gerekçesiyle suçlanan Yaban romanının iki basımına eklediği önsözde, kendisine yöneltilen bu suçlamanın haksız olduğunu çünkü romanının nesnel olmadığını, aslında köylü değil; köylüyle ilgilenmeyen, onu kendi hâlinde yazgısıyla ve derdiyle baş başa bırakan aydınları suçladığını söyleyerek "Yaban, çölde bir feryattır." der.
Yer yer söylev anlatımının egemen olması, yazarın araya girerek kendi düşüncelerini söylemesi, betimlemelerde doğalcı tutumu benimsemişken yazarın kendi ağzından yazdığı bölümlerde Coşumcu yazarlarda görülmeyecek bir duygusallığa yer vermesi, romanın yazınsal yapısını bozmaktadır. Bununla birlikte Yaban, yazarın öteki romanlarından daha içtenlikle yazılmıştır.
Read More

İşgal Dönemi Romanları

İşgal Dönemi Romanları

İşgal Dönemi Romanları
Sodom ve Gomore ile Yaban, Birinci Dünya Savaşı sonundaki mütâreke ve işgal dönemini anlatır. İlki, işgal altındaki İstanbul'u, Tevrat'taki ünlü öyküye konu olan Sodom ve Gomore kentlerine anıştırma yaparak anlatırken, ikincisi savaş sırasında bir kolunu yiti­ren ve işgalden sonra emireri Mehmet Ali'nin Sakarya'daki köyüne sığınan Ahmet Celâl'in anı defteri biçiminde, taşrayı betimler. Sodom ve Gomore'de İstanbul, artık çürümüş ve çökmüş bir imparatorluğun simgesidir. Leyla'nın amacı bir İngiliz subayı tavlamaktır ama aslın­da Alman kültürüyle yetişmiş olan Necdet'le nişanlıdır. Necdet, yoz­laşmış Leyla ile ulusal onur arasında bocalar. Kurtuluş Savaşı'nın başarısından sonra, hem de Leyla'nın aşkından kurtulur. Yazar, ulu­sal bir tragedyayı ve bu tragedyanın sonuçlanmasından sonraki fe­rahlığı, bir aşk öyküsüyle vermektedir. Jackson Reed, Leyla ve Nec­det ilişkisi, aslında dönemin İstanbul'unun çeşitli kesimlerinin öykü­südür.
İstanbul'da bunlar olurken, Yaban'da köylünün Kurtuluş Savaşı'na olan ilgisizliği ve yüzyıllardan beri kendisini dışlamış olan "ay­dın"! bir "yaban" olarak görüşü tartışılır; yazar yer yer Coşumcu ro­manlara özgü seslenişlerle aydını suçlar.

İşgal Dönemi Romanları ile ilgili görsel sonucu İşgal Dönemi Romanları ile ilgili görsel sonucu
Read More

İlk Romanlar: Eski Yeni Çatışması

İlk Romanlar: Eski Yeni Çatışması

İlk Romanlar: Eski Yeni Çatışması
Yakup Kadri'nin ilk üç romanı aynı zaman dilimindeki değişik çevreleri ve kişileri irdeler: Kiralık Konak, 1908-1918 arasında XIX. yüzyıl ortalarında başlayan "Avrupâîleşme" değişimini, konak yaşa­mının büyük aile yapısında simgeleşen ortamında anlatır; artık bü­yük ailenin geleneksel yapısı, genç kuşaklarla eski kuşakların çatış­ması nedeniyle çatırdamaktadır. Nur Baba, aynı dönemde, İmpara­torluk döneminde kültürel ve toplumsal yaşamda önemli bir yeri olan kurumların çözülüşünü, ailenin ve toplumsal yaşamın değişimini, Nur Baba tekkesini, Eşref Paşa konağını ve Safâ Efendi'nin yalısını betimleyerek verir. Hüküm Gecesi ise, 1908-1911 arasında İttihâd ve Terakki döneminin siyasal çalkantılarının toplumsal yaşama yansı­masını, muhalif bir gazetecinin, Ahmet Kerimin gözüyle anlatır. Her üç romanda da yazar "çatışma" motifinden yola çıkar. Nur Baba'da tekke-konak karşıtlığıyla duygu ve akıl, ölçüsüzlük ve ölçü karşıtlığı simgelenir. Bu da değişmenin karşısında oluşu değil; ölçüsüzlüğün egemenliğiyle, olması gerekenin arasındaki çatışmayı vurgular. Bu çatışmada akıl ve ölçüyü Celile Hanım temsil eder. Hüküm Gecesi'nde Ahmet Kerim, İttihâd ve Terakki döneminin ölçüsüzlüklerini eleştirirken, parti ileri gelenlerinden birinin kız kardeşi olan Sâmiye'yle aşk ilişkisine girer. Partinin onu tıpkı muhalif arkadaşı Ahmet Samim gibi öldürme girişiminden Sâmiye kurtarır ama Ahmet Kerim yine de Sâmiye'den uzaklaşır, Sinop'a sürgün gönderilir. Yarı belge­sel bir yapıt olan bu romanda tarihsel olaylardan izler ve başta gaze­teci Ahmet Samim olmak üzere gerçek kişiler de yer alır.

İlk Romanlar: Eski Yeni Çatışmas ile ilgili görsel sonucu
Read More